ADENOMİYOZİS

Adenomiyozis, halen teşhis ve tedavi konularında klinisyenleri ikilemde bırakan bir durumdur. Her adet döngüsünde kalınlaşan ve gebelik olmadığı takdirde kanayarak uzaklaştırılan rahim içi dokusunun (endometriyum dokusu) rahimin kas tabakasına sirayet etmesi ile karakterizedir. Hastalığın nasıl başladığı, tetikleyen faktörlerin ne olduğu halen bilinmemekle birlikte birçok teori üzerinde durulmaktadır. Bugüne kadar bu teorilerin hiçbiri ispatlanamamıştır.

 Adenomiyozis vakalarının %80’di 40 yaş üstünde görülmektedir. MR görüntüleme ile varlığı doğrulanmış adenomyozis sıklığı 30 yaş altında %1.3, 30-33 yaş arasında %2.6, 34-37 yaş arasında ise %13’tür. Fokal yani bölgesel, diffüz yani yaygın olabilir.

Klinik teşhis süreci hastalıktan şüphe etmek ile başlar. Bu şüphe hastanın klinik şikayetleri doğrultusunda gelişir. Şikayetler ; adet döneminde ağrı, ilişki esnasında ağrı, 6 aydan uzun süre adetten dönemi dışında ağrı, adet kanamasının fazla olması, ara kanama, tekrarlayan düşükler, açıklanamayan kısırlık vs. gibi spesifik olmayan durumlardır. Yani, adenomiyozis dışında başka rahatszılıklara sahip olan bireylerde de bu şikayetler görülebilir. Adenomyozise özel bir şikayet yoktur. Şikayetleri olan kadınlarda, ultrason ve MR (manyetik rezonans) incelemeleri yapılarak tanı konulmaya çalışılır. Bununla birlikte birçok alt gruba sahip olan bu hastalığın seyrinde hangi alt grubun ağrı, kanama ve üreme potansiyelinde ne kadar soruna yol açtığı halen tartışılmaktadır ve kabul edilmiş bir standart yoktur.

Adenomiyozis teşhisi geleneksel olarak ameliyat ile alınan rahimin hepsinin veya bir kısmının patoloji laboratuvarında mikroskop altında incelenmesi ile konulmaktadır. Patolojik incelemede dahi farklı patolojistler arasında farklı tanı koyma yüzdeleri (%10- %88 arasında) bildirilmiştir. Özellikle yaygın olmayan ve bölgesel yerleşim gösteren hastalıkta gözden kaçabilmektedir. Elbette her vakada rahimi almanız mümkün olmadığından ve çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde rahimi koruma zorunluluğunuz olduğu için farklı teşhis yöntemlerini araştırmak ve geliştirmek biz klinisyenler için elzem bir durum haline gelmiştir. Bu amaçla, son on yılda farklı metotlar geliştirilmiş, sınıflama kriterleri belirlenmiş ve bunlara uygun çalışmalar dizayn edilmiştir. Kriterler belirlenirken 2 veya 3 boyutlu ultrason ve MR (manyetik rezonans) incelemeleri kullanılmıştır. Rahim filmi (HSG) ise bu incelemeler içine dahil edilmemiştir. Adenomiyozis varlığında yapılan bir rahim filmi incelemesinde hastalığın rahimin kas tabakasında meydana getirdiği değişiklikleri gözlemleyebilirsiniz fakat normal bir rahim filmi varlığı da adenmiyozis yok demek anlamına gelmez.

Adenomiyoziste güncel olarak kullanılan teşhis yöntemleri aşağıdaki gibidir:

  1. Histeroskopi esnasında yapılan endo-myometrial biyopsi yöntemi: Bu yöntemde rahim içine histeroskop aleti ile bakılır ve şüpheli alanlardan ultrason eşliğinde biyopsi alınır. Yapılan çalışmalarda sensitivitesi %54, spesifitesi %78 olarak tespit edilmiştir Düşük sensitivite ve spesifiteye sahip olması ve operasyonel riskleri taşıması nedeniyle adenomyozis teşhisinde sık kullanılmamaktadır.
  2. Transvajinal ultrason: Günümüzde, 2 veya 3 boyutlu ultrason incelemesi adenomiyozis teşhisinde birinci sırada kullanılmaktadır.Birçok uluslararası organizasyon ortak dili konuşma adına herkes tarafından kullanılan ve kabul edilen teşhis kriterleri üzerinde çalışmış ve 8 (sekiz) tane “ultrason kriteri” belirlemiştir. 2015 yılında belirlenen bu kriterler 2018 yılında FIGO (The International Federation of Gynecology and Obstetrics) tarafından revize edilmiştir. Maalesef, bütün bu çabaların sonucunda ortaya konulan bu sekiz ultrason bulgusunun klinik önemi ve teşhisteki geçerliliği onaylanmamıştır. Hangi kriterin daha önemli olduğu, hangi kriterin adenomyozis teşhisi ile en yakından ilişkide olduğu onaylanmamıştır. Ayrıca, ultrason incelemesi kullanılan aletin teknolojisi, kullanananın tecrübe ve bakış açısına göre de değişmektedir. 2019 yılında yapılan değerli bir çalışmada adenomiyozis teşhisi için 2 boyutlu ultrason yapan farklı doktorların arasında aynı fikire sahip olma oranı %69, 3 boyutlu ultrason yapanlarda ise bu oran %21 olarak gösterilmiştir.
  3. Manyetik Rezonans (MR): Adenomiyozis teşhisinde ikincil olarak başvurulan tanı yöntemidir. Yumuşak dokuyu daha iyi gösterebildiği ve ultrason ile kıyaslandığında incelemeyi yapanlar arasında daha az görüş farklılığına sahip olduğu için ultrasona göre görece daha doğru bir teşhis yöntemidir. Buna rağmen, yapılan farklı çalışmalarda sensitivitesi %70-93 arasında, spesifitesi %86-93 arasında değişmektedir
  4. Sonohisterografi: Rahim ağzından rahim içine sıvı verilerek ultrason eşliğinde rahim iç tabakasının sınırları incelenir. Bu sınırlarda düzensizlik olup olmadığı tespit edilir. Tek başına geçerli bir teşhis yöntemi değildir. Çünkü rahimin dış tabakası yani kas dokusu hakkında bilgi vermez

Adenomyozis rahatsızlığının tedavisinde bugün bile bu hastalığa özel olarak atanmış bir ilaç, hastalık için özel olarak belirlenmiş bir tedavi şekli yoktur. Ayrıca, hastalığın sağaltımında en iyi yöntemi belirleyen bir kılavuz da oluşturulmamıştır. Kanama, ağrı gibi şikayetleri olan vakalarda kullanılan progestinler (noretindron asetat, danazol, dienogest, levonorgestrel içeren rahim içi araç), doğum kontrol hapları, non steroid anti-inflamatuar haplar, aromataz inhibitörleri, selektif progesteron reseptör modülatörleri, oral GnRh tabletleri, valproik asit gibi ilaçlar şikayetlerin gerilemesine yardımcı olmaktadır fakat hamilelik isteyen birisinde bu ilaçlar kullanılamaz.

Hamilelik isteyen kadınlarda tüp bebek ile elde edilmiş embriyoların dondurularak saklanıp, uzun dönem GnRh agonist dediğimiz iğneler ile hormonlar baskı altına alındıktan sonra bu saklanan embriyo/embriyoların rahim içine transferi sonrası gebelik başarısının arttığını gösteren çalışmalar ise mevcuttur.

Bu gönderiyi paylaş


Open chat
Mesajınızı İletin