TEK VEYA ÇİFT EMBRİYO TRANSFERİ

IVF tedavisinin ilk zamanlarında fazla sayıda embriyo rahim içerisine transfer edilirdi. Amaç başarılı bir tedavi süreci geçirmekti. Başarı sadece gebelik elde etmek demekti. Kaç tane embriyonun rahim içine tutunacağı gözetilmezdi. İlk IVF bebeği Louise Brown 1978 yılında doğduğunda, kendisinden önce yapılan tamı tamına 102 embriyo transfer denemesi başarısız olmuştu. Yani IVF başarısı o yıllarda %1’in de altındaydı.

Yıllar içinde, çoğul gebelikler (ikiz, üçüz ve daha fazlası) nedeniyle yaşanan erken doğum, düşük ve diğer hamilelik problemleri gibi anne ile bebeği riske sokan durumlarla sıklıkla karşılaşıldığı için farklı stratejiler geliştirilmeye çalışıldı. Avustralya, Yeni Zelanda, İskandinav ülkelerinde yapılan embriyo transferlerinin %90’ı 2017 itibari ile “tek embriyo transferi” olarak yapılmaya başlandı. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu oran günümüzde %71’dir. Fakat dünyanın her bölgesi aynı değildir. Avrupa ülkelerinde bu oran 2015 yılı itibari ile sadece %38 civarındadır.

Çiftlerin birden fazla embriyonun transferini istemesinin ana nedenleri aşağıdaki gibidir:

  • Kadın yaşı: Özellikle 35 yaşında sonra yumurta kalitesinin azalması ile gebelik başarısı düşmektedir. Bu nedenle fazla embriyo transfer edilerek başarı şansı arttırılmaya çalışılır. Ayrıca, ikinci hatta üçüncü çocuk için zamanının kalmadığını düşünen anne adayları 1 kere de birden fazla bebeğe sahip olarak bu defteri kapatmak isteyebilir.
  • Uzun infertilite süresi: Çocuk sahibi olmak isteyen çift yeteri kadar beklemiştir ve artık sabırsızdır. Bu nedenle bir an önce gebe kalıp doğurmak ister ve maksimum şans talep eder.
  • Daha önce başarısızlıkla sonuçlanmış IVF denemeleri: Psikolojik ve finansal olarak zora giren çiftin tahammülü çok azalmıştır ve bu nedenle 2 hatta daha fazla embriyonun rahime yerleştirilmesini ve bir an önce başarılı bir sonuç elde edilmesini ister.
  • Transfere uygun olan embriyoların sayısı ve kalitesi: Özellikle bir iyi kalite bir orta kalite embriyo olduğunda genelde ikisinin birden transfer edilmesi tercih edilir.
  • Finansal problemler: Pahalı bir tedavi olan IVF’te ilk tedavide başarı elde etmek ve daha fazla para harcamamak için fazla sayıda embriyo transferi talep edilmektedir.
  • Kültürel durum ve dini inanışlar:

Geçmiş 43 yıl içinde özellikle laboratuvar kısmında yaşanan gelişmeler ile embriyo dondurma teknolojisi iyileştirilmiş ( eskiden yavaş dondurma, “slow freezing” , kullanılırken şimdi vitrifikasyon yöntemi kullanılmaktadır), embriyoların blastokist aşamasına kadar takip edilip en iyi embriyonun seçilmesi mümkün olmuştur ve böylece IVF tedavilerinin başarı şansı oldukça artmıştır. Bu gelişmelerle birlikte tek embriyo transferi ve kalan embriyoların gelecekte kullanılmak üzere dondurulup saklanması stratejileri de önem kazanmıştır. Ek olarak, embriyo seçim kriterlerinden biri olan Pre-implantasyon Genetik Tanı (PGT) işlemi de başarı ile uygulanmaya başlamış ve tek embriyo transferi stratejisine de olumlu katkıda bulunmuştur. Eski uygulamalarda hem blastokist aşamasına kadar takip yapılıp en iyi embriyo seçilemiyordu, hem de dondurma teknikleri iyi olmadığı için elde ne kadar embriyo varsa rahim içine konuyordu.

Yayınlanan birçok çalışmada iki embriyo transferi ile tek embriyo transferinin canlı doğum üzerine etkisi karşılaştırılmış, iki embriyo transferinden sonra canlı doğumun anlamlı olarak fazla olduğu gösterilmiştir. FAKAT, iki embriyo transferi çoğul gebelik (ikiz, üçüz) riskini de nerdeyse 10 kat arttırmaktadır. Ayrıca, negatif sonuç elde edilen tek embriyo transferi sonrası, dondurularak saklanan embriyoların bir veya birden fazla kereler yapılan transferleri sonrasında gebelik şansı her denemede artıyor ve iki embriyo transferi ile elde edilen canlı doğum başarısına ulaşılıyor. Özetle, bir defada iki embriyo transferi ile elde edilen canlı doğum başarısı ile birden fazla kere tek embriyo transferi yapılmasının canlı doğum başarısı benzerdir diyebiliriz. Tek embriyo transferinin en önemli avantajı çoğul gebeliğin getirdiği riskleri minimuma indirmektir.

İkiz gebeliklerde 28 hafta öncesi doğum riski 5 kat, doğan bebeklerin yoğun bakım gereksinimleri ise 6 kat artmaktadır. Erken doğdukları ve yeteri kadar beslenemedikleri için doğum ağırlıkları ortalama 850 gr daha az olmaktadır.

Gebeliği sadece test pozitifliği olarak düşünmeyip 9 aylık bir dönem olarak algılamalıyız ve çoğul gebeliğin sebep olduğu erken doğum, gebelik tansiyonu, gebelik şekeri, sezaryen sıklığında artış gibi komplikasyonları da unutmamalıyız.

Bu gönderiyi paylaş


Open chat
Mesajınızı İletin